10 Mayıs 2014 Cumartesi

Gök Mavililer Manaus-Rio hattında...

2014 Dünya Kupasının başlamasına yaklaşık 1 ay kaldı. İtalya Milli Takımı 14 Haziran'ı iple çekiyor. D grubundaki en önemli rakibi olan İngiltere ile büyük bir maç onları bekliyor. Turnuva kültürüne alışkın İtalyanlar 2006'nın tekrarı için son kontrolleri yaptı, hedef ilk maçta 3 puan! Manaus şehri bu dev maça hazır!

İtalya; D grubundan çıktığı takdirde çapraz eşleşme sonucu C grubundan gelecek 2 takımdan biriyle eşleşecek. C grubunda bulunan Kolombiya, Yunanistan, Fildişi ve Japonya İtalyanlar için Rio yolunda pek bir engel teşkil etmeyecek gibi görünüyor. Bunu öngören İtalyanlar için grupta süpriz yaşamamak öncelikli hedef. İngiltere ve Uruguay İtalyanlar karşısında en büyük rakip gruptan çıkma adına. Grubun ilk ve son maçlarını bu iki rakibe karşı oynamak İtalya için en büyük handikap. Turnuvaların süpriz ismi Uruguay grupta iddialı ve son maçta İtalyanlara kök söktüreceklerdir. Bu durumda ilk 2 maçta alınacak 6 puan gruptan çıkmayı garantileyecektir. Hızlı futbol ve kanat organizasyonlarına karşı; kontrol futbolu : İtalya-İngiltere! Grubun en kritik maçı 14 Haziran 2014'te!



Dünya Kupası D grubunda Kosta Rika, Uruguay ve İngiltere ile karşılacak olan İtalyan Milli Takımı geçtiğimiz gün 30 kişilik kafileyi açıkladı. Tecrübe ve gençliğin harmanlandığı kadro şöyle:

Kaleci: Buffon, Sirigu, Perin, Scuffet
Defans: Abate, Barzagli, Bonucci, Chiellini, Criscito, De Sciglio, Maggio, Paletta, Ranocchia
Orta saha: Candreva, De Rossi, Florenzi, Marchisio, Montolivo, Parolo, Pirlo, Romulo, Thiago Motta, Verratti
Forvet: Mario Balotelli, Antonio Cassano, Cerci, Gilardino, Immobile, Insigne, Rossi

 
İtalyanlar belki de kupanın en sağlam kaleci-defans hattına sahip. Gol yememeye programlı bir makine olan İtalya, kupa favorilerine nazaran zayıf hücum hattının sıkıntılarını ilerleyen turlarda yaşayabilir. Amazon Nehrindeki piranhalardan daha psikopat olan Mario Balotelli'nin takımına katkısı her zaman soru işareti olarak gündeme geliyor. Balotelli'nin durduğu anlarda, Andrea Pirlo'nun şapkadan tavşan çıkaracağı maç sayısı pek de fazla olmayabilir. Takım oyunu, sağlam defans ve fırsatları değerlendirme ile İtalyanlar turnuvada ilerleyebilir. Ancak üst turlardaki maçların zorluk derecesi İtalya'yı erkenden evine dönmeye itebilir. Öte yandan grup aşamasında ilk iki sırayı ingiltere ve Uruguay'ın alması da ihtimaller dahilinde...



Cesara Prandelli'nin İtalya'sını sıcak bir yaz bekliyor. 2006 yılının bir tekrarını yaşamak istiyorsa Gök Mavililer, Dünya Kupası Eleme Grubu performanslarının üstüne çıkmaları lazım. Rio de Jeneiro yolunda İspanya, Brezilya veya Hollanda'dan biriyle çeyrek finalde karşılaşma ihtimalleri çapraz eşleşmeler sebebiyle %100'e yakın! İtalya için Manaus-Rio de Jeneiro yolu çok zorlu bir yol olacağa benziyor. 2006 Dünya Kupası ise hala Buffon'un aklında:


6 Mayıs 2014 Salı

Afonso Alves Degil, Wilfried Bony!

Wilfried Bony, Swansea City tarihinin 12 milyon pound ile en pahalı futbolcusu…Premier Lig’teki ilk sezonuna bakacak olursak, parasının hakkını fazlasıyla vereceğe benziyor…
2013-2014 sezonu başında Hollanda Ligi gol kralı ünvanı ile 12 milyon pound bonservis bedeliyle Vitesse’den Swansea’ye gelen Wilfried Bony, Ligde 36.hafta itibariyle 16 gol ve 4 asistle takımın hücum yükünü sırtlamış durumda…

 

Swansea’nin UEFA Avrupa Ligi’nde gruplardan çıkıp Napoli’ye rakip olmasında da Bony’nin payı çok fazlaydı. Hollanda Ligi gol kralı ünvanlı Afonso Alves sendromunu yaşamış olan Premier Lig’in yüreğine su serpen bu performansın 2014 Dünya Kupası’nda da devam etmesi halinde Wilfried Bony’nin Premier Lig’in veya Avrupa’nın dev takımlarına hatrı sayılır bir bonservis bedeliyle geçiş yapması kimseyi şaşırtmayacaktır. 25 yaşındaki bu Fildişili forvetin kariyerinde Swansea’nin önemi çok fazla, O da bunun farkında…

Swansea formasıyla çıktığı ilk maç olan Malmö müsabakasından bu yana büyük gelişim gösteren Bony’nin rakip defansları yıpratan inatçı futbolu en büyük artısı. Rakip savunmaların hatalarını kollayan, saniyeler içinde cezayı kesen ve yoktan var ettiği gollerle takımını galibiyete taşıyan Wilfried Bony’nin en büyük destekçisi taraftar. 10 numaralı formayı sırtına geçirdiği günden bu yana takımın skor anlamında en etkili ismi Bony. Son 2 haftada 4 gol atan Bony’nin De Guzman ile olan uyumu da sezon boyunca dikkat çekti. Özellikle Manchester United, Manchester City, Arsenal ve Liverpool maçlarında attığı gollerle durdurulması ne kadar zor bir forvet olduğunu ispatlayan Wilfried Bony’nin hayran kitlesini giderek arttırdığı karşı konulmaz bir gerçek.
Kanat futboluna uygun tarzını arkadaşlarıyla olan uyumuyla birleştirince Bony’nin yabancı olduğu bu topraklarda daha çok iş yapması muhtemel. Ligin en verimli yabancılarından olan Bony’ye olan saygı artık rakip futbolcular tarafından da duyuluyor…



Premier Lig’in ruhuna uygun futbol karakteri, ayaklarına olan hakimiyeti ve rakipleriyle olan “kavgacı” oyunu Bony’yi dikkat çekici bir oyuncu haline getiriyor. Brezilya sonrası Bony’yi çok farklı yerlerde görme ihtimalimiz yüksek. Swansea’nin nasıl iyi bir yatırım yaptığını katlanan bonservis bedeliyle görmemize az kaldı. “Siyah İnci” ekolünün son temsilcisi olan Wilfried Bony’nin başarısını daha çok konuşacağız gibi…

NOT:Afonso Alves, 2007/08 sezonu ortasında 20 milyon pounda Hollanda’nın Heereenveen takımından Middlesborough’a gelmişti. Bir maçta 7 gol atarak Eredivisie rekoru kıran Alves, 2008/09 sezonunda sadece 4 gol atmış, Boro, o sezon Premier Lig’den Championship’e düşmüştü.

18 Ocak 2014 Cumartesi

Yavas Yavas Kaybo'LYON!

Juninho Pernambucano'nun oynadığı 8 sezonun 7'sinde Ligue 1'i şampiyon bitirmiş Olympique Lyon; belki de futbolda dünün olmadığının en şeffaf örneklerinden biri...Şampiyonlar Ligi'nde kuralar öncesi Grimaldi Forum'un koridorlarında Lyon korkusu vardı rakiplerde; ancak şimdilerde bu kudret kaybedildi...


Son 10 sezondan Avrupa'nın önde gelen liglerine 350 milyon euro'nun üzerinde futbolcu ihracatı yapan Lyon o zamanlar ticaret ve sportif başarıyı bir arada götürebilen bir takımdı. Şimdilerde hem ticari hem de sportif sancılar içindeler. Özellikle PSG ve Monaco'nun paralı ellere geçmesi Lyon'u ikinci plana itti. Avrupa'daki muadili oan FC Porto gibi istikrarını devam ettiremedi ve son yıllarda gözle görülür bir düşüş içindeler. Arap sermayesi Lyon'u gözüne kestirmiş durumda...

2013-2014 sezonunda Ligue 1'de lider PSG'nin 19 puan gerisine düşmüş durumdalar. Lacazette ve Gomis'ten oluşan hücum hattı dışında göze çarpan artısı olmayan Lyon'un teknik direktör Remi Garde ile eski günlerine dönme hayali devam ediyor. Bir zamanlar Şampiyonlar Ligi çeyrek ve yarı finallerinin gediklisi olan, Real Madrid ile dişe dişe çarpışan Lyon'un saha içi lider ihtiyacı tavan yapmış durumda. Juninho Pernambucano'nun yeri bir türlü doldurulamadı. Benzema, Malouda, Diarra, Bastos, Lisandro Lopez ve Abidal gibi isimler satıldıktan sonra yerlerine takviyeler yapılamadı. Scout sistemindeki çarkların da sağlıklı dönmemesi futbolcu fabrikasını duraklama dönemine soktu. 2000'li yıllarda kazanılan şampiyonluklar, Şampiyonlar Ligi'ndeki üst turlar ve diğer başarılardan gelen paraların nasıl ve nerelere harcandığı merak konusu. Bu sezonun başında Real Sociedad'tan yedikleri tokat düşüşü hızlandırmış olacak ki  Ligue 1'de bir dönem düşme potasına kadar indiler. Şu an 9.sıradalar ve Avrupa Kupalarına katılmak onlar için elzem!


 
Ligue 1'e dışardan pompalanan paralar nedeniyle Lyon'un ilerleyen yıllarda ilk 3'e girmesi bile tehlikede gibi görünüyor. Kaybedilen oyuncuların yerlerinin doldurulması ve alt yapının bir an önce karlı öğrenciler yetiştirmesi en önemli çıkış yolları. En son 2008'de yaşadıkları şampiyonluğun üzerinden 5 yıl geçti ve özlem artıyor! Taraftarın artık sabredecek gücü kalmadı. Ekonomik sıkıntılar ve saha içi çöküş Lyon'un sonunu hazırladı denebilir. Lyon'un yavaş yavaş ayağa kalkıp PSG ve Monaco gibi ekiplere kafa tutması gerekiyor...

Son söz olarak, Lyon camiası şunu bilmeli ki; yavaş yavaş Kaybo'LYON!!!

Manchester City'nin Para ile Evrimi

Futbolda mazi önemlidir ama bugün ve gelecek kadar değil... Manchester City, Arap milyarderlerin eline geçmeden önce kendi halinde bir ingiliz "DEV"iydi. Bundan 10 sene önceki City ile günümüzün Manchester City'si arasında fark uçurumu andırırcasına...Bazen 10 sene öncesini hatırlamakta fayda var...



2003-2004 sezonunda City'nin daha müteveazi ve Manchester United'ın gölgesinde kalmış olduğunu görüyoruz. Kısıtlı bir futbolcu topluluğu ile Premier Lig'de mücadele veriyorlardı. Kadrolarında yıldız anlamında Nicolas Anelka ve Robie Fowler'dan başka bir isme rastlamak imkansız gibiydi. Fowler'ın sadece belli bir kesmin yıldızı olduğunu da gözardı etmemek lazım. Sezonu 41 puanla 16.sırada bitiren maviler; düşük bütçeleriyle pazarın hareketsiz takımlarından biri gibi gözüküyorlardı. Steve McManaman, Michael Tarnat ve David Seaman gibi kariyerinin son demlerini yaşayan ustalardan da yeterince verim alamayan Manchester City, dünya çapında pek de tanınan bir takım değildi. Para & Başarı & Şöhret üçgenine kavuşana kadar bu görüntülerinden sıyrılamadılar. Bugünlerde United'ın çok önünde bir çizgide olsalar da Milenyumun başları onlar için sıkıntılı ve sancılıydı denebilir. Haklarını yemeyelim; o dönem Manchester City'nin Shaun Wright-Phillips gibi bir yeteneği İngiliz futboluna katmış olması belki de en göze çarpan üretim başarılarıydı. Hatrı sayılır bir bonservis bedeliyle genç yeteneği Chelsea'ye satarak ekonomik rahatlık yaşamışlardı. Paulo Wanchope, Antoine Sbierski, Trevor Sinclair ve Paul Bosvelt gibi isimlerle ilerleme kaydetmek kulüp adına zordu. Günümüzün parıltılı kadrosunun kıymetini bilmek adına 10 sene geriye gitmekte fayda var aslında.




Her ne kadar zaman zaman küme değiştirse de City'nin taraftarı hep takımına sahip çıktı o yıllarda. Taraftar sadece bugünün zengin City'sini değil, zamanın asansör City'sini de bağrına bastı. Belki de Ada'nın en sadık taraftar gruplarından biridir Manchester City taraftarı. Yıllarca kupalara hasret kalınmasına rağmen mutevazi kadrolarını sonuna kadar desteklediler. Her zaman Manchester United'ın tahtını ele geçirmenin planları ve hayalleri içindeydiler. 2014 yılı itibariyle tahta ortak oldukları kesin! Aslında yaşadıkları acılara değdi denebilir; sonuçta Manchester United'ın Şampiyonlar Ligi şampiyonu olduğu sezon küme düşmüş bir City dramına şahitti bu taraftar..

2003-2004 sezonundan 2013-2014 sezonuna bir köprü kurmak istedik. Önce "geçmiş" ayağını inşa ettik köprünün bu satırlarla; günümüz ayağını sizler zihinlerinizde oluşturun ve köprüyü tamamlayın...



 


 

16 Ocak 2014 Perşembe

Gol Hakan Sükür, Asist Ertem Sener...

"Sağ tarafta Sabri bomboş...Berkant... Birinci çalım başarılı...Hakan boşta...Berkant, boşta kalan top..Hakan şükür, ofsayt yok..Hakan vuruyor...Haaaakan Şükür, Haaaakan Şükür gol!!!! Gol Galatasaray 1-0 önde...Hakan'ın golü, Hakan Şükür atıyor..Yine kral atıyor!!!!"

Yıl 2003, 10 Aralık günü...San Sebastian'da bir golün gelişimi bu sözlerle aktarılıyor ekran başındaki milyonlara.. işte o gol..Berkant&Hakan Şükür ortaklığını; Ertem Şener aktarıyor:


2003-2004 sezonu, Şampiyonlar Ligi D grubu son maçı; Real Sociedad-Galatasaray. Aslan mutlak 3 puan için çıktı sahaya o gece gruptan çıkma adına; tam 10 sene olmuş o golden bu yana. Aslında Kral'ın golüyle öne geçmiştik ama, olmadı; olamadı... Her ne kadar "Olacak, bu akşam olacak, bu akşam kazanacağız!!" dediyse de Ertem Şener bu golden sonra, De Paula'nın golüyle 1-1'lik skor ile uğurlandık UEFA Kupası'na...Demek ki 11'deki Aslanlarımız Ertem Şener kadar inanmamışlardı deplasman zaferine, fethine! Sağlık olsun.. Artık bir nostalji kırıntısı bu 1-1'lik maç, bir istatistik detayı. Detaylardan koparıp çıkaran ise bu maçı; Ertem Şener'in hayat verdiği gol, bir süreliğine de olsa galibiyet ümidi; bir süreliğine de olsa Juventus ile beraber bir üst tura çıkma hayali...



Türk Futbolu zaman zaman böyle coşkulu anlatımlara, gollere, turlara ve kupalara hasret kalıyor.. Dileğimiz bu haykırışları sık sık duyarız... Başta 3 büyükler olmak üzere, sık sık parlak zaferler kazanırız... İnsanımızın bunlara ihtiyacı var, futbolumuzun bunlara ihtiyacı var; hem de çok!

Seedorf ile Dirilecegiz Mi Lan?

AC Milan, doksanların kusursuz fırtınası; Çizme'nin "tornavida"sı! Bugünlerde krizin göbeğinde ve tutunacak bir dalı var artık, Seedorf... Peki Milan'ı nasıl günler bekliyor?

1962–63, 1968–69, 1988–89, 1989–90, 1993–94, 2002–03, 2006–07 sezonlarında Avrupa'nın en büyüğü olan Milan, son yıllarda bu görüntüsünden çok uzak. Topladığı onlarca kupanın üzeri artık ince bir toz tabakasıyla kaplanmaya başlıyor. Her dönem yıldızlar topluluğu olma alışkanlığını kaybetmiş ve umutsuzlağa demir atmış durumda. Takımın iki yıldızı var; biri eski günlerini arayan Kaka, diğeri ise anti-istikrar abidesi Balotelli... Milan taraftarı küskün, düşünceli ve endişeli... Tünelin ucundaki ışığın çıkış mı yoksa gelen tren mi olduğunu anlamalarına ramak kala, Allegri ile yollarını ayıran Milan; yeni bir "Pep Guardiola" umuduyla Clarance Seedorf'u takımın başına getirdi...


Milan'daki sıkıntıları alt alta yazmak istersek, bir kağıda daha ihtiyaç duyabiliyoruz. Özetlemek gerekirse, Seedorf'a miras kalan ana başlıklar şöyle;

-Bu sezon ligde en çok gol yiyen takımlarından biri Milan ve defansa bir "Maldini" bulamadılar, bulacağa da benzemiyorlar; ki bir "Maldini" daha zor gelir..

-Allegri'nin bir türlü döndüremediği oyun çarklarıyla gelen puan kayıpları, liderin 30 puan gerisine düşülmesi ve daha henüz ligin ortasında bu durumların yaşanması...

-Takımın gol yollarında etkisiz ve skor yükünün çok düşük olması. Ligin en az gol atan "dev"lerinden biri Milan...

-Futbolcuların form ve disiplin problemleri...

-Scout sisteminin çalışıyormuş "gibi" görünmesi...

-Çok önemli ve zor geçecek 2 tane Atletico Madrid müsabakası ve muhtemel Şampiyonlar Ligi'ne veda.Kimine göre Ocak ayı itibariyle Serie-A şampiyonluğu, Atletico Madrid'i elemekten daha kolay...



Milan'ın sıkıntılarına derman olacak isim Seedorf olabilir mi bilinmiyor. Belki de yaza kadar takıma "abilik" yapacak ve yerini daha tecrübeli bir isme bırakacak. Kim bilir belki de yeni bir "Simeone" profili ortaya koyacak. Fırtınanın göbeğinde dümene geçen Hollandalı çalıştırıcının gemiyi limana nasıl yanaştıracağı İtalya'da her hafta spor programlarında karara bağlanmaya çalışılacaktır... Öte yandan taraftarın korkusu yeni bir "Parma", bir başka "Liverpool" olma endişesi; kim bilir belki de "Ajax-2"... Milan'ın bir an önce toparlanmaya ve en azından Avrupa Kupalarında önümüzdeki sezon olma adına iyi bir lig sıralamasına ihtiyacı var. Hal böyleyken oyuncuların aldıkları paraları hak edecek bir performans ortaya koyma vakitleri geldi de geçiyor!

Ne olursa olsun, Associazione Calcio Milan'ı zor bir 2014 ilkbaharı bekliyor; o kesin...

15 Ocak 2014 Çarşamba

Kendine Gel Hernanes!

Serie A’daki hücuma yönelik Brezilyalı oyuncu geleneğinin son temsilcisi, Güney Amerika’da çıkarılmış en değerli madenlerden biri; Hernanes…Son dört sezonda Serie A’da attığı toplam 32 golle dikkatleri üstüne çeken Hernanes bu sezon sadece 2 gole imza atabildi. Gözle görülür bir form düşüşü yaşayan Hernanes'in bir an önce kendisini toparlaması gerekiyor. Futbol için güzel bir renk çünkü...

BÜYÜK ÇIKIŞ

Hernanes için Sao Paulo futbol fabrikasının en nadide ürünlerinden biri diyebiliriz. 2008’de Brezilya’da en iyi oyuncu ödülünü almasının ardından bir yıl sonra da İngiliz “The Times” gazetesi tarafından geleceği parlak oyuncuların arasında gösterilmesi, dikkatleri Hernanes’in üzerine çekti. Lazio elini çabuk tuttu ve 2010 yılında Hernanes’i kadrosuna kattı. 11 milyon euro değerindeki bu adam, artık Serie A’da parlayacaktı. Vladimir Petkovic ile formunu yükselten Hernanes, Lazio ile birlikte Brezilya Milli Takımı’na da daha fazla çağırılır oldu. Milli formayla, Fransa maçında Karim Benzema’ya attığı “ölümcül” tekme hâlâ hafızalarımızda olsa da Hernanes’in futbolu ile bu olayı unutturacağına dair umutlarımız hâlâ taze. Tek handikapı biraz ilerlemiş yaşı olsa da Hernanes’in daha yapacağı iş çok, yeni başlıyor…


Lazio hücumlarına yön veren, duran toplarla skora etki eden, verdiği paslarla defansları zorlayan bir isim Hernanes. Orta sahanın ortasında oyunu iki yönüyle oynamaya çalışması, Serie A gibi zor bir ligde aranan bir özellik. O da bu beklentileri fazlasıyla karşılıyor zaten. Serie A’da Ricardo Kaka romantizmi her zaman yaşanmış, benzerleri umutla beklenmiştir. Bazıları tarafından; stilleri çok benzemese de yeni Kaka olarak gösterilen Hernanes’in yükselişi kesilmiş olsa da devam edeceğe benziyor.

LAZIO GÜNLERİ SAYILI

Futboluyla Andrea Pirlo parıltıları gösteren Hernanes’i Avrupa’nın dev kulüpleri şimdiden yakın takibe aldı. En az 20 milyon euro bonservis bedeli biçilen Hernanes’in Şampiyonlar Ligi kuralarında seri başı olan takımlardan birine gitmemesi için hiçbir neden yok. En azından Grimaldi Forum buna hazır gibi…