20 Ocak 2014 Pazartesi

Hira Dagında Bir Gol Tanrısı, Mitroglou!

Altyapı değerlerini Almanya'da toplamış; hırslı, hırçın ve acımasız bir kaleci katili... Olympiakos'un gol silahı; kendisine göre de O bir "silah" hem de otomatik...

Konstantinos Mitroglou 2013-2014 sezonuna çok formda başlamış ve 10 lig maçında 14 gol kaydetmişti. Daha sonra yaşadığı diz sakatlığı sonucunda 2 aya yakın sahalardan uzak kaldı. Yeni yeni futbola dönen bu "Gol Tanrısı" , kendini toparlaması halinde ilerleyen aylarda gol sayısını arttırıp transfer pazarının en gözde golcülerinden biri olabilir...


Konstantinos Mitroglou gol sevinçlerini "taramalı tüfek" gösterisiyle yaşayan bir isim. Kimilerine göre bu çok yanlış olsa da bu onun tarzı. Kendisi bu tarzı yarattı ve bir kimlik sahibi oldu yeşil sahalarda. Koskoca Yunanistan'ı tek başına 2014 Dünya Kupası'na taşıdığı göz önüne alınırsa, şimdilik gol sevincini ikinci plana atabiliriz. İki Romanya baraj maçında 3 gol atan bir "Kaleci Katili" için bu yaz çok sıcak geçeceğe benziyor.

Konstantinos Mitroglou'nun gollerinden bir demet:


1.90'lık bu kule, hantal görünüşüne rağmen yıpratıcı bir forvet. Rakip defansları sürekli zorlayan, devamlı onların hatalarını arayan bir "kene", Konstantinos Mitroglou! Net gol vuruşları ve kolay kolay kaybetmediği ikili mücadeleler Konstantinos Mitroglou'nu diğer Yunan forvetlerden ayırıyor. Zaman zaman son vuruşları doğru noktalarda bulunarak yapan Mitroglou, çoğu zaman da kendi yoktan var ettiği gollerle takımını taşıyor. Son 2 sezondur yakaladığı büyük çıkış 2 aylık bir sakatlık süreciyle kesilmiş de olsa Mitroglou'nun önümüzdeki sezon 5 büyük ligten birine gitmesine kesin gözüyle bakılıyor. 25 yaşındaki golcü için en az 10-15 milyon euroluk bir bonservis bedeli istenebilir... Özellikle Lewandowski'yi kaybeden Borussia Dortmund'un Konstantinos Mitroglou ile yakından ilgilendiği biliniyor. Öte yandan Premier Lig ekipleri de Yunanistan Ligi'ni yakından inceliyor ve Mitroglou bu incelemenin ana karakteri...

Konstantinos Mitroglou'nun ilerleyen aylarda iyi bir performansla vitrinini parlatıp yeni maceralara yelken açmasına şaşırmamak lazım...Tek belirsiz nokta; zaman?

18 Ocak 2014 Cumartesi

Yavas Yavas Kaybo'LYON!

Juninho Pernambucano'nun oynadığı 8 sezonun 7'sinde Ligue 1'i şampiyon bitirmiş Olympique Lyon; belki de futbolda dünün olmadığının en şeffaf örneklerinden biri...Şampiyonlar Ligi'nde kuralar öncesi Grimaldi Forum'un koridorlarında Lyon korkusu vardı rakiplerde; ancak şimdilerde bu kudret kaybedildi...


Son 10 sezondan Avrupa'nın önde gelen liglerine 350 milyon euro'nun üzerinde futbolcu ihracatı yapan Lyon o zamanlar ticaret ve sportif başarıyı bir arada götürebilen bir takımdı. Şimdilerde hem ticari hem de sportif sancılar içindeler. Özellikle PSG ve Monaco'nun paralı ellere geçmesi Lyon'u ikinci plana itti. Avrupa'daki muadili oan FC Porto gibi istikrarını devam ettiremedi ve son yıllarda gözle görülür bir düşüş içindeler. Arap sermayesi Lyon'u gözüne kestirmiş durumda...

2013-2014 sezonunda Ligue 1'de lider PSG'nin 19 puan gerisine düşmüş durumdalar. Lacazette ve Gomis'ten oluşan hücum hattı dışında göze çarpan artısı olmayan Lyon'un teknik direktör Remi Garde ile eski günlerine dönme hayali devam ediyor. Bir zamanlar Şampiyonlar Ligi çeyrek ve yarı finallerinin gediklisi olan, Real Madrid ile dişe dişe çarpışan Lyon'un saha içi lider ihtiyacı tavan yapmış durumda. Juninho Pernambucano'nun yeri bir türlü doldurulamadı. Benzema, Malouda, Diarra, Bastos, Lisandro Lopez ve Abidal gibi isimler satıldıktan sonra yerlerine takviyeler yapılamadı. Scout sistemindeki çarkların da sağlıklı dönmemesi futbolcu fabrikasını duraklama dönemine soktu. 2000'li yıllarda kazanılan şampiyonluklar, Şampiyonlar Ligi'ndeki üst turlar ve diğer başarılardan gelen paraların nasıl ve nerelere harcandığı merak konusu. Bu sezonun başında Real Sociedad'tan yedikleri tokat düşüşü hızlandırmış olacak ki  Ligue 1'de bir dönem düşme potasına kadar indiler. Şu an 9.sıradalar ve Avrupa Kupalarına katılmak onlar için elzem!


 
Ligue 1'e dışardan pompalanan paralar nedeniyle Lyon'un ilerleyen yıllarda ilk 3'e girmesi bile tehlikede gibi görünüyor. Kaybedilen oyuncuların yerlerinin doldurulması ve alt yapının bir an önce karlı öğrenciler yetiştirmesi en önemli çıkış yolları. En son 2008'de yaşadıkları şampiyonluğun üzerinden 5 yıl geçti ve özlem artıyor! Taraftarın artık sabredecek gücü kalmadı. Ekonomik sıkıntılar ve saha içi çöküş Lyon'un sonunu hazırladı denebilir. Lyon'un yavaş yavaş ayağa kalkıp PSG ve Monaco gibi ekiplere kafa tutması gerekiyor...

Son söz olarak, Lyon camiası şunu bilmeli ki; yavaş yavaş Kaybo'LYON!!!

Manchester City'nin Para ile Evrimi

Futbolda mazi önemlidir ama bugün ve gelecek kadar değil... Manchester City, Arap milyarderlerin eline geçmeden önce kendi halinde bir ingiliz "DEV"iydi. Bundan 10 sene önceki City ile günümüzün Manchester City'si arasında fark uçurumu andırırcasına...Bazen 10 sene öncesini hatırlamakta fayda var...



2003-2004 sezonunda City'nin daha müteveazi ve Manchester United'ın gölgesinde kalmış olduğunu görüyoruz. Kısıtlı bir futbolcu topluluğu ile Premier Lig'de mücadele veriyorlardı. Kadrolarında yıldız anlamında Nicolas Anelka ve Robie Fowler'dan başka bir isme rastlamak imkansız gibiydi. Fowler'ın sadece belli bir kesmin yıldızı olduğunu da gözardı etmemek lazım. Sezonu 41 puanla 16.sırada bitiren maviler; düşük bütçeleriyle pazarın hareketsiz takımlarından biri gibi gözüküyorlardı. Steve McManaman, Michael Tarnat ve David Seaman gibi kariyerinin son demlerini yaşayan ustalardan da yeterince verim alamayan Manchester City, dünya çapında pek de tanınan bir takım değildi. Para & Başarı & Şöhret üçgenine kavuşana kadar bu görüntülerinden sıyrılamadılar. Bugünlerde United'ın çok önünde bir çizgide olsalar da Milenyumun başları onlar için sıkıntılı ve sancılıydı denebilir. Haklarını yemeyelim; o dönem Manchester City'nin Shaun Wright-Phillips gibi bir yeteneği İngiliz futboluna katmış olması belki de en göze çarpan üretim başarılarıydı. Hatrı sayılır bir bonservis bedeliyle genç yeteneği Chelsea'ye satarak ekonomik rahatlık yaşamışlardı. Paulo Wanchope, Antoine Sbierski, Trevor Sinclair ve Paul Bosvelt gibi isimlerle ilerleme kaydetmek kulüp adına zordu. Günümüzün parıltılı kadrosunun kıymetini bilmek adına 10 sene geriye gitmekte fayda var aslında.




Her ne kadar zaman zaman küme değiştirse de City'nin taraftarı hep takımına sahip çıktı o yıllarda. Taraftar sadece bugünün zengin City'sini değil, zamanın asansör City'sini de bağrına bastı. Belki de Ada'nın en sadık taraftar gruplarından biridir Manchester City taraftarı. Yıllarca kupalara hasret kalınmasına rağmen mutevazi kadrolarını sonuna kadar desteklediler. Her zaman Manchester United'ın tahtını ele geçirmenin planları ve hayalleri içindeydiler. 2014 yılı itibariyle tahta ortak oldukları kesin! Aslında yaşadıkları acılara değdi denebilir; sonuçta Manchester United'ın Şampiyonlar Ligi şampiyonu olduğu sezon küme düşmüş bir City dramına şahitti bu taraftar..

2003-2004 sezonundan 2013-2014 sezonuna bir köprü kurmak istedik. Önce "geçmiş" ayağını inşa ettik köprünün bu satırlarla; günümüz ayağını sizler zihinlerinizde oluşturun ve köprüyü tamamlayın...



 


 

16 Ocak 2014 Perşembe

Gol Hakan Sükür, Asist Ertem Sener...

"Sağ tarafta Sabri bomboş...Berkant... Birinci çalım başarılı...Hakan boşta...Berkant, boşta kalan top..Hakan şükür, ofsayt yok..Hakan vuruyor...Haaaakan Şükür, Haaaakan Şükür gol!!!! Gol Galatasaray 1-0 önde...Hakan'ın golü, Hakan Şükür atıyor..Yine kral atıyor!!!!"

Yıl 2003, 10 Aralık günü...San Sebastian'da bir golün gelişimi bu sözlerle aktarılıyor ekran başındaki milyonlara.. işte o gol..Berkant&Hakan Şükür ortaklığını; Ertem Şener aktarıyor:


2003-2004 sezonu, Şampiyonlar Ligi D grubu son maçı; Real Sociedad-Galatasaray. Aslan mutlak 3 puan için çıktı sahaya o gece gruptan çıkma adına; tam 10 sene olmuş o golden bu yana. Aslında Kral'ın golüyle öne geçmiştik ama, olmadı; olamadı... Her ne kadar "Olacak, bu akşam olacak, bu akşam kazanacağız!!" dediyse de Ertem Şener bu golden sonra, De Paula'nın golüyle 1-1'lik skor ile uğurlandık UEFA Kupası'na...Demek ki 11'deki Aslanlarımız Ertem Şener kadar inanmamışlardı deplasman zaferine, fethine! Sağlık olsun.. Artık bir nostalji kırıntısı bu 1-1'lik maç, bir istatistik detayı. Detaylardan koparıp çıkaran ise bu maçı; Ertem Şener'in hayat verdiği gol, bir süreliğine de olsa galibiyet ümidi; bir süreliğine de olsa Juventus ile beraber bir üst tura çıkma hayali...



Türk Futbolu zaman zaman böyle coşkulu anlatımlara, gollere, turlara ve kupalara hasret kalıyor.. Dileğimiz bu haykırışları sık sık duyarız... Başta 3 büyükler olmak üzere, sık sık parlak zaferler kazanırız... İnsanımızın bunlara ihtiyacı var, futbolumuzun bunlara ihtiyacı var; hem de çok!

Seedorf ile Dirilecegiz Mi Lan?

AC Milan, doksanların kusursuz fırtınası; Çizme'nin "tornavida"sı! Bugünlerde krizin göbeğinde ve tutunacak bir dalı var artık, Seedorf... Peki Milan'ı nasıl günler bekliyor?

1962–63, 1968–69, 1988–89, 1989–90, 1993–94, 2002–03, 2006–07 sezonlarında Avrupa'nın en büyüğü olan Milan, son yıllarda bu görüntüsünden çok uzak. Topladığı onlarca kupanın üzeri artık ince bir toz tabakasıyla kaplanmaya başlıyor. Her dönem yıldızlar topluluğu olma alışkanlığını kaybetmiş ve umutsuzlağa demir atmış durumda. Takımın iki yıldızı var; biri eski günlerini arayan Kaka, diğeri ise anti-istikrar abidesi Balotelli... Milan taraftarı küskün, düşünceli ve endişeli... Tünelin ucundaki ışığın çıkış mı yoksa gelen tren mi olduğunu anlamalarına ramak kala, Allegri ile yollarını ayıran Milan; yeni bir "Pep Guardiola" umuduyla Clarance Seedorf'u takımın başına getirdi...


Milan'daki sıkıntıları alt alta yazmak istersek, bir kağıda daha ihtiyaç duyabiliyoruz. Özetlemek gerekirse, Seedorf'a miras kalan ana başlıklar şöyle;

-Bu sezon ligde en çok gol yiyen takımlarından biri Milan ve defansa bir "Maldini" bulamadılar, bulacağa da benzemiyorlar; ki bir "Maldini" daha zor gelir..

-Allegri'nin bir türlü döndüremediği oyun çarklarıyla gelen puan kayıpları, liderin 30 puan gerisine düşülmesi ve daha henüz ligin ortasında bu durumların yaşanması...

-Takımın gol yollarında etkisiz ve skor yükünün çok düşük olması. Ligin en az gol atan "dev"lerinden biri Milan...

-Futbolcuların form ve disiplin problemleri...

-Scout sisteminin çalışıyormuş "gibi" görünmesi...

-Çok önemli ve zor geçecek 2 tane Atletico Madrid müsabakası ve muhtemel Şampiyonlar Ligi'ne veda.Kimine göre Ocak ayı itibariyle Serie-A şampiyonluğu, Atletico Madrid'i elemekten daha kolay...



Milan'ın sıkıntılarına derman olacak isim Seedorf olabilir mi bilinmiyor. Belki de yaza kadar takıma "abilik" yapacak ve yerini daha tecrübeli bir isme bırakacak. Kim bilir belki de yeni bir "Simeone" profili ortaya koyacak. Fırtınanın göbeğinde dümene geçen Hollandalı çalıştırıcının gemiyi limana nasıl yanaştıracağı İtalya'da her hafta spor programlarında karara bağlanmaya çalışılacaktır... Öte yandan taraftarın korkusu yeni bir "Parma", bir başka "Liverpool" olma endişesi; kim bilir belki de "Ajax-2"... Milan'ın bir an önce toparlanmaya ve en azından Avrupa Kupalarında önümüzdeki sezon olma adına iyi bir lig sıralamasına ihtiyacı var. Hal böyleyken oyuncuların aldıkları paraları hak edecek bir performans ortaya koyma vakitleri geldi de geçiyor!

Ne olursa olsun, Associazione Calcio Milan'ı zor bir 2014 ilkbaharı bekliyor; o kesin...

15 Ocak 2014 Çarşamba

Kendine Gel Hernanes!

Serie A’daki hücuma yönelik Brezilyalı oyuncu geleneğinin son temsilcisi, Güney Amerika’da çıkarılmış en değerli madenlerden biri; Hernanes…Son dört sezonda Serie A’da attığı toplam 32 golle dikkatleri üstüne çeken Hernanes bu sezon sadece 2 gole imza atabildi. Gözle görülür bir form düşüşü yaşayan Hernanes'in bir an önce kendisini toparlaması gerekiyor. Futbol için güzel bir renk çünkü...

BÜYÜK ÇIKIŞ

Hernanes için Sao Paulo futbol fabrikasının en nadide ürünlerinden biri diyebiliriz. 2008’de Brezilya’da en iyi oyuncu ödülünü almasının ardından bir yıl sonra da İngiliz “The Times” gazetesi tarafından geleceği parlak oyuncuların arasında gösterilmesi, dikkatleri Hernanes’in üzerine çekti. Lazio elini çabuk tuttu ve 2010 yılında Hernanes’i kadrosuna kattı. 11 milyon euro değerindeki bu adam, artık Serie A’da parlayacaktı. Vladimir Petkovic ile formunu yükselten Hernanes, Lazio ile birlikte Brezilya Milli Takımı’na da daha fazla çağırılır oldu. Milli formayla, Fransa maçında Karim Benzema’ya attığı “ölümcül” tekme hâlâ hafızalarımızda olsa da Hernanes’in futbolu ile bu olayı unutturacağına dair umutlarımız hâlâ taze. Tek handikapı biraz ilerlemiş yaşı olsa da Hernanes’in daha yapacağı iş çok, yeni başlıyor…


Lazio hücumlarına yön veren, duran toplarla skora etki eden, verdiği paslarla defansları zorlayan bir isim Hernanes. Orta sahanın ortasında oyunu iki yönüyle oynamaya çalışması, Serie A gibi zor bir ligde aranan bir özellik. O da bu beklentileri fazlasıyla karşılıyor zaten. Serie A’da Ricardo Kaka romantizmi her zaman yaşanmış, benzerleri umutla beklenmiştir. Bazıları tarafından; stilleri çok benzemese de yeni Kaka olarak gösterilen Hernanes’in yükselişi kesilmiş olsa da devam edeceğe benziyor.

LAZIO GÜNLERİ SAYILI

Futboluyla Andrea Pirlo parıltıları gösteren Hernanes’i Avrupa’nın dev kulüpleri şimdiden yakın takibe aldı. En az 20 milyon euro bonservis bedeli biçilen Hernanes’in Şampiyonlar Ligi kuralarında seri başı olan takımlardan birine gitmemesi için hiçbir neden yok. En azından Grimaldi Forum buna hazır gibi…

14 Ocak 2014 Salı

O, Ruben CastrO!

La Liga’daki onca yıldızın arasında Ruben Castro’nun yüzüne kimse bakmıyor ama aslında o ligin en yeteneklilerinden biri… Tek kusuru, biraz geç kalmak ve dalgalanan performanslar!

Futbol hafızası iyi olanlar onu Ekim 2001’den hatırlar. Las Palmas’ın Real Madrid’i 4-2 yendiği maçta 2 golle yıldızlaşan bir genç vardı; hak ettiği değeri çok sonradan kazanmış bir matador, Ruben Castro Martin… Kanarya Adaları’nda doğan ve bir çok takımda oynamış bir gezgin. Son durak Real Betis ve burada işler iyi gidiyor. Ruben için kariyerinde Real Betis’in yeri bambaşka…

Betis’e uzanan yol…

Ruben Castro milenyumun başlarında futbol dünyasına kendini Las Palmas ile tanıttı. Özellikle sağ ayağını üst düzeyde kullanması zamanla onu mevkidaşlarından ayırdı. Las Palmas’ın 2. Lig’de yer aldığı dönemde 22 golle ligin gol kralı oldu. Ruben Castro’nun Las Palmas’taki başarılı bireysel performansını 36 golle süslemesi Deportivo’nun radarına girmesine yetti de arttı bile. 2004 yazında Kanarya Adaları’na elveda derken, Riazor’a merhaba dedi. Ancak Deportivo kariyeri daha çok “kiralık” sezonlarla geçti. Sırasıyla Albacete, Racing Santander,Gimnastic, Huesca ve Rayo Vallecano’daki kiralık sezonları Ruben’i kariyer olarak bir hayli geriletti. Belki oyun anlamında tecrübe kazandı ama bir türlü istediği vitrini yakalayamadı. Özellikle çok istediği milli takım formasını U-21 düzeyinin üstünde bir türlü giyemedi.

Real Betis ile yakalanan çıkış

2010 Ağustos’u Ruben Castro için önemli bir dönemeç oldu. Deportivo’dan Real Betis’e 1,7 milyon euro bonservis bedeli ile geçen Ruben; Emana ve Molina ile beraber takımı 2.ligden La Liga’ya taşıdı. Bu parlak sezonu attığı 27 golle tamamlayan Ruben Castro; artık La Liga için daha güçlü ve hazırdı. Geçen sezonu 18 golle tamamlayan Ruben Castro son 3 yıldır takımın en golcü ismi. Real Betis ile istikrarı ve istediği vitrini geç de olsa yakaladı. Ruben Castro La Liga gibi zorlu bir ligde kendini göstermeyi başarmış 32 yaşındaki bir “kurt” artık. Bugünlerde tek derdi; milli takım seçimlerinde göz ardı edilmesi. Bir röportajında “Milli takım bir rüya ve orda duruyor, bunun için gol atmaya devam etmeli ve şansımı beklemeliyim” diyerek içini döküyor. Belki de dünyanın en iyi milli takımına girmek çok kolay değildir. Yine de son yıllarda  maç başına attığı gol ortalaması ile David Villa, Pedro ve Fernando Torres gibi mevkidaşlarının çok önünde olan Ruben Castro’ya haksızlık yapıldığı da söylenebilir.


 

Real Betis ile çıktığı 135 maçta 72 gol atmış olması onun en önemli mental avantajı. Bu güven Ruben’in agresifliği ve yenilgiye tahammülsüzlüğü ile birleşince rakipler için tehlikeli bir oyuncu ortaya çıkıyor. Özellikle derinlemesine atılan toplar ve karambollerdeki golü koklama yeteneği tecrübesiyle birleşince gol atmak çok da zor olmasa gerek. Zaman zaman yüzde seksenlere varan başarılı pas yüzdesi de Betis hücumlarındaki kombinasyonları arttıran bir etken. Ruben Castro’nun ilk bakışta göze çarpan en önemli eksiği ise defansif forvet özelliğini pek taşımaması. Açıkçası bu yaştan sonra da taşıması zor görünüyor. Genelde kısa paslar ve verkaçlar ile ceza sahasındaki etkinliğini arttıran Ruben Castro şimdiden Betis tarihine geçmiş durumda. Bir röportajda 2012’nin kariyerinin en iyi yılı olduğu belirten Ruben, hala milli takım için buruk bir beklenti içinde...



Şimdiden Brezilyalı Ricardo Oliveira’yı unutturan Ruben, La Liga’da Lionel Messi ve Cristiano Ronaldo gibi 1. sınıf golcüler kadar olmasa da geriye kalanların arasında belki de en iyilerinden. La Liga'da forma giymiş olan Roberto Soldado, Alvaro Negredo, Fernando Llorente, Diego Costa Pedro ve David Villa gibi mevkidaşlarının arasında ilk göze çarpanlardan biri Ruben Castro!

Bu sezon sadece "1" gol atmış olmasını bir "iş kazası" olarak görüp ileriye umutla bakmak bize düşen görev galiba...Çünkü ne olursa olsun O, Ruben Castr'O!